Ege Denizi’ nde yer alan Türkiye’ nin en büyük adası konumundaki Gökçeada doğal kaynakları yanında, tarihsel değeri ve verneküler mimari mirası ile önemli bir potansiyele sahiptir. Gökçeada ( eski adıyla İmroz ) Ege Denizi’ nin kuzeydoğu bölümünde, güneyde limni ( limnos ) kuzeyde Semadirek ( sematrake ) adaları arasında konumlanmıştır. Gelibolu ve Çanakkale Boğazı’na yakınlığı ile stratejik bir konuma sahiptir. Limni ve Bozca ada ve Semadirek ile ortak bir tarihi paylaşır. Coğrafi açıdan ise ikisinden de farklıdır ; ne Semadirek adası gibi dağlık ne de Limni gibi ovalıktır. Sıradağlar ve aralarındaki vadilerle değişken bir coğrafya ve manzara özelliği vardır. Ada sakinleri geçimini günümüze dek tarım ve hayvancılıkla sağlamıştır. Bu yaşam ve üretim biçimine bağlı olarak gelişen yapı türleri köylerde konut yapıları dışında konutun tarım arazisindeki tamamlayıcısı olan damlar, kiliseler, sapeller, raviler, dükkanlar kahveler ve köy meydanları, çamaşırhaneler, değirmenler ve zeytinyağı imalathaneleridir.
Imvros,Ίμβρος

gökçeada da ilk ve tek
-
artık fazla kilolarımdan nasıl kurtulurum?forma nasıl girerim? gibi sorulara kesin tek cevap....
-
işinde profesyonel antroner ve son teknoloji aletler yardımıyla formda kalmak çok kolay...
Çamaşırhanenin nerede inşa edileceğini belirleyen etken çamaşırhanedeki çamaşır yıkamak için bulunan taşların ağırlığı nedeniyle çamaşırhanelerin o yerde kurulması belirleyici rol olmuştur. Bu taşlar bazı köylerde küfelere konularak hayvanlarla taşınmışlar ve bu taşlar burç kalem denilen büyük çivilerle oyularak yalak haline getirilmiştir. Çamaşırhaneler çift giriş kapılı olup içerisinde insanların yaşamlarını devam ettirebilmek için içme suyunu, temizlik ihtiyacını giderdiği, hayvanların içme suyunun karşılandığı ortaklaşa kullanılan yapılardır. Köy muhtarlarının önderliğinde imece usulü ile yapılmışlardır.
Günün koşullarında çimento olmadığı için taşlar çamurla sıvanarak tutturulmuştur. Günümüzde ufak onarımlarla ayakta duran bu yapılan kullanılan malzemenin dayanıklılığını göstermektedir. Yapılan bu yapılar özgünlüğünü kaybetmeden günümüze ulaşmıştır. Fakat günümüzde bu yapıların kullanılmayışı, gelişen teknolojiye ayak uydurmada, evlere su alınması nedeniyle çamaşırhanelerimiz kullanılmaz hale gelmiştir. Çamaşırhanelerde çamaşır yıkamak sırayla olurdu. Bir veya iki gün önce sıra alınırdı. Sıra alma olayı belirli bir usule göre yapılır. Çamaşırhanedeki ocağa bir odun dikilmesi bir sonraki gün orada çamaşır yıkanacağı anlamına gelirdi. Çamaşır yıkamak ayda bir olurdu. Kim çamaşır yıkayacaksa kazanını kendisi getirir. Odunlarını evinden alıp ateşi kendisi hazırlardı.
Hemen hemen herkesin kendine ait büyük bir bakır kazanı vardı. Çamaşır yıkanacağı zaman sabah 3,4 te kalkılır ve çamaşır yıkamak için hazırlık yapılırdı. Çamaşır yıkama işi sabahtan akşama kadar sürerdi. Bu yıkama sırasında sevgi ve dostluk içerisinde yardımlaşma olurdu. Özellikle de yıkanan çamaşırları kurutmak, ipe asmaya götürmek, çamaşırları taşımak için bu yardımlaşmaya gerek duyulurdu. Yıkanan çamaşırları taşımada erkeklerin rolü çok azdı. Mevsim şartlarına göre kışın çamaşır yıkamak daha da zor olurdu. Adanın kışı sert ve soğuk geçtiği için çamaşır yıkayan yaşlılar sık sık hastalanırlardı. Çamaşırhanede bir iki gün önce sıra alınmışsa ev için ve çamaşır yıkanacak gün için evde çeşitli yemekler hazırlanırdı. Fakat günleri o kadar yorucu geçiyordu ki hazırladıkları yemekleri yiyemiyorlardı.
Çamaşırların yıkanmasında köylülerin kendi yaptıkları köy sabunu kullanılırdı. Bu sabun zeytinyağı ile kostik ( asit ) karıştırılması ile yapılırdı. Rumların kültürlerine göre vazgeçemedikleri domuz etinin yağlarını kışında yiyebilmek için salamura yaparlardı. Bu salamuralar kimine göre köy sabunu içine konulduğunda sabunun daha beyaz olmasını sağlarmış. Bu sabunlar genellikle temmuz ve ağustos aylarında yapılırdı. Bu sabunlar 5 kilo zeytinyağına 1 kilo kostik karıştırılarak yapılırdı. Sabunlar sadece çamaşır yıkamada değil, bulaşıkların yıkanmasında da kullanılırdı. Günümüzde kullanılan deterjan, yumuşatıcı gibi temizlik ürünleri kullanılmazdı. Çamaşırların yıkanmasında kül kullanılırdı. Külü bir bez torbaya koyarak bezi de bir sopaya bağlayarak kazanın içindeki temiz suya batırırlardı. Su kaynadıkça kül suyu oluşurdu. Bu kül suyuyla çamaşırları yıkarlardı. Çamaşırların daha temiz daha yumuşak olduğunu ve kül sularının mikropları yok ettiğini görüşme yaptığım yaşlı bayanlar söyledi. Bazıları kazanına çamaşırları güzel koksun diye defne yaprağı atarlardı. Defne yaprağı ise günümüzdeki yumuşatıcının yerini tutardı. Civit ( lulak ) ise çamaşırları renklendirmek için kullanılırdı. Bazıları da çamaşırları küfenin (sepet) içine kifelerinde yalakların başına koyarak sıcak suyu da bunların üstüne dökerek çamaşırları ıslatırlardı. Küfeden sızan küllü su yalakta birikir ve çamaşırlar burada yıkanırdı. Diğer bir uygulama ise yumurta kabuklarını küllü suda kaynatarak çamaşırların daha beyaz olması sağlanırdı. Kazandaki suya külün asidi ve rengi karışarak bugünkü çamaşır suyu yerine küllü su kullanılırdı.
Kazandaki su bittikçe teknelerle kazana su ilave edilir çamaşır bitene kadar bu işlem tekrarlanırdı. Kazandan sıcak su almaya yarayan araca ise kratuna (su kabağı) denir. Çamaşır yıkama sırasında tokmak (kopono) kullanılırdı. Tokmak ağır olsun diye meşe ağacından yapılırdı. Kirli kalın çamaşırlarda,kilimlerin yıkamasında ve yün (yapağı) gibi ağır çamaşırlarda kullanılırdı. Herkes kendi tokmağını yapardı. Hayvanların derilerinden tulum yapılırdı,su bu tulumlarla evlere taşınılırdı. Buna kopanoz adı verilirdi.
Çamaşırı yıkayanların bilekleri ve elleri sürekli tahriş olurdu. Çünkü sıcak küllü su deriyi deldiği için ( özellikle de kül ) insanlar bileklerine bez bağlayarak çamaşır yıkarlardı. Yıkanan çamaşırlar ağaçlara ip gererek yada çalılara serilerek kurutulurlardı. Çamaşırhanelerin temizliği ise ortaklaşa yapılırdı. Kimin işi biterse çamaşırhaneyi temizleyip, ocağın küllerini boşaltıp. Çamaşırhaneyi temiz bırakırdı. Çamaşırhanelerin belli kuralları yoktu. Sadece köy muhtarı tarafından “çamaşırhaneleri temiz tutalım” şeklinde uyarılar olurdu.
Çamaşırhaneler de ayrıca kilim dokunurdu. Dokumaları sıklaştırmak için de dokudukça sıcak su ile ıslatılıp, tokmakla dokuma dövülürdü. Bunun sebebi ise evlerde su olmadığı için bu işlevi çamaşırhanelerde yaparlardı.
Bu yorucu işlemi eğlenceli hale getirmek için çamaşırhanelerde şarkılar söylenir, horon oynanır, şakalar yapılırdı. Eğlencenin yanı sıra küçük tartışmalar, kavgalarda olurdu. Evlerde su olmadığından herkes içme suyunu çamaşırhanelerden almaya gelirdi. Çamaşır yıkayanlar ile su almaya gelenler arasında, ufak tartışmalar yaşanırdı. Suyun az akması, çamaşır yıkayanların çamaşırlarının çok olması ve zamanın kısıtlı olması su almaya gelenler arasında tartışmaya neden olurdu.
Önceden kahvehanelerdeki kahveler ateş koru ile pişirilirdi. Çamaşırhanelerde de ateş yandığı zaman kahveciler kahve pişirmek için çamaşırhaneden kor almaya gelirlerdi. Kahveciler geldiği zaman çamaşır yıkayanlara kahve ve lokum ikram ederlerdi. Fakat kimi zaman kahveciler ve çamaşır yıkayanlar arasında kor yüzünden kavga çıkarmış.
Çamaşırhanelerde küçük kazalarda olurmuş. Anlatılanlara göre sıcak ve küllü sudan yanan bir kadın varmış. Küfeyi yalağın üzerine tam oturtmadığı için sıcak su üzerine dökülmüş. Çamaşırhanelerden akan kirli su sebze bahçelerinin sulanmasında kullanılırdı.
Anılan yapıların yerinde incelenmesinde ; dikkat çeken en önemli özellik ; hiçbir koruma önlemi olmadığı halde, dış etkenlere karşı gösterdikleri ayakta kalabilme direncidir. Bulundukları çevrenin halkı tarafından ; bu yapıların onarılıp canlandırılması, eski işlevlerini yeniden kazanmaları, tarihin ve geleneklerin yaşatılması şiddetle istenmektedir. Bu doğrultuda, bugün özgün işlevlerini sürdürmeleri zor ve olanaksız görünen bu yapıların ancak kendilerini sergileyebilecekleri değerler olarak ele alınmaları uygun olabilir. Korumanın tarihsel, ekonomik ve kültürel işlevleri kapsamında, onarılıp korunarak ziyarete açılmaları, onların yok olma riskinden tamamen uzaklaştırılmalarını sağlayacaktır.
İncelenen çamaşırhane yapıları köy yerleşmelerinde hemen hemen her mahalleye bir tane olacak şekilde inşa edilmiş sosyal bir yapı tipidir. Mahalle halkının ortak kullanımına sunulmuş bu yapılar aynı zamanda küçük birer hamam olarak da hizmet vermişlerdir. Yapıldıkları dönemlerde evlerde su tehsisatı bulunmadığından çamaşır ve banyo gibi temizlik ihtiyaçlarının karşılanmasında taşıdıkları önem açıktır. Yerleşmelerdeki yaşlı insanlardan elde edilen bilgilere göre mahalle sakinleri bu yapılardan sırayla yararlanmışlardır. Hiçbir resmi otorite ve resmi otorite olmaksızın komşuluk ilişkileriyle belli bir disiplin içinde iki komşunun yada daha fazla komşunun aynı günde birlikte kullandıkları belirtilmektedir.
(Yukarıdaki çalışma uludağ üniversitesi tarih öğrencisi sn. yazar tarafından yapılmıştır.)
|